|
|
|
|
|
ÜZERIMDE BÜYÜ VARMI HATTI
0542 733 18 49
Sabah 11:00'den akşam 22:00'a kadar
Adınız Ana Adınız D.tarihiniz Meslek Ve aradığınız İl
Bu bilgileri kısa sms mesaj olarak gönderip Ertesi gün
arayıp sonucunu alabilirsiniz.
Eğer Üzerinizde Büyü yada Nazar çıkar ise Bu konuda
Yardım alabilirsiniz.
Namaz vakitleri aramayiniz persembe 14:00’e kadar arayabilirsiniz..
Yogun bir görüsme trafigin izin verdigi ölçüde sizinle Ömer Efendi görüşebilir.
|
|
| DUYURULAR |
SREBRENİTSA - 11 Temmuz, tarihin
gördüğü en büyük soykırımlardan biri olan Srebrenitsa’nın
onuncu yıldönümü. Birkaç günde katledilen 8 bini aşkın erkek
ve gençten geriye, kimliği dahi tespit edilemeyen ve çoğu
torbalarda saklanan milyonlarca kemik kaldı. Katiller
serbest, öldürülen masum insanların kemikleri torbalarda,
yakınlarını kaybetmiş Boşnak kadınlar ise gözyaşlarıyla
kayıplarını arıyor.
Tuzla kent merkezinde prefabrik bir yapı... Sokağa girildiği
anda burun direğini kıran kesif bir koku yükseliyor
binalardan.Soğuk hava tertibatına sahip binalar, araçlar;
bir uzay üssünde çalışıyormuş gibi özel kıyafetler giymiş,
ağızları maskeli insanlar...
Yoğun bir tempoda çalışıyor insanlar; çünkü raflarda
bekleyen 6 bini aşkın ceset torbası var. Burası
Srebrenitsa’nın bakiyesi. Çalışanlar adli tıp uzmanları,
ceset torbalarında bekleyenler ise Srebrenitsa’daki toplu
mezarlardan çıkartılan Boşnaklara ait kemikler. Merkez,
görenlerin kanını donduracak cinsten. Poşetlerde milyonlarca
kemik incelenmeyi bekliyor. Türkiye’de patates poşetlemekte
kullanılan kırmızı filelerde kafatasları, kemikler,
cesetlere ait eşyalar var. Uluslararası Kayıp Kişiler
Komisyonu’nun proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç,
depolarında kimliği tespit edilmeyi bekleyen 6 bini aşkın
insana ait milyonlarca kemik olduğunu, bir cesedin kime ait
olduğunu bulabilmek için bazen yıllarca uğraştıklarını,
bütün akrabaları öldüğü için DNA testi yapılamayacak,
dolayısıyla kimliği hiç belli olmayacak yaklaşık 4 bin kişi
olduğunu anlatıyor. Poşetlerde kemikler, sabırla çalışan
adli tıp uzmanları, dışarıda ‘bulduk’ haberini bekleyen
binlerce Boşnak.
Visoko, Saraybosna’ya 45 dakika mesafede küçük bir kasaba.
Buradaki bir hangarda da yoğun bir çalışma var. Bir yandan
üzerinde barkod olan ceset torbaları giriyor, bir yandan da
tabutlar. Tuzla ve Saraybosna’daki DNA merkezlerinde
kimlikleri tespit edilen 610 Boşnak’a ait kemikler özenle
tabutlara yerleştiriliyor. Sonra da yeşil örtüyle kapatılan
tabutların üzerine barkod numarası yazılıyor. Görüntü,
tsunami benzeri felaket yaşamış bir bölgeye aitmiş gibi.
Fakat, yaşanan doğal bir afet değil. Dünyanın gözü önünde
katledilen binlerce Boşnak’ın son yolculuğuna hazırlandığı
yer burası. Toplu mezardan çıkartılan bir Boşnak’ın DNA
merkezinde 4 yıl kadar süren bekleyişi son buluyor.
Bosna’nın Sırbistan sınırına yakın şehirlerinden Srebrenitsa
yakınlarındaki Potaçari köyü girişi... İş makineleri sıra
sıra mezarlar kazıyor. Ellerinde harita olan işçiler yerleri
belirliyor, diğerleri de kazma kürekle mezarları hazırlıyor.
Manzara ürpertici. Sıra sıra kazılmış yüzlerce mezar.
İşçiler acele ediyor; çünkü hazırlanması gereken 610 mezar
var.
Srebrenitsa’da, Tuzla’da, Saraybosna’da ve diğer
şehirlerde... Binlere evde acılar tazeleniyor. Yüzlerce aile
yıllardır beklediği güne hazırlanıyor. Anneler evlatlarını,
genç kadınlar eşlerini ve çocuklarını son yolculuğuna
uğurluyor. En azından başında dua okuyabilecekleri bir mezar
olduğu için şükrediyorlar. Bu manzaralar Srebrenitsa’da
yaşanan soykırımının onuncu yıldönümünde gelinen noktanın
özeti. Dünyanın gördüğü en büyük katliamlardan birine şahit
olan Srebrenitsa’da gündem hâlâ kayıplar, dönülemeyen evler,
kimliği belirlenemeyen cesetler ve bir türlü bulunamayan
savaş suçluları.
Geliyorum diyen katliam
BM koruması altında olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra Avrupa’da görülen en büyük katliamın yaşandığı
Srebrenitsa’da olaylar aslında adım adım gelişiyordu. Şehir
aylardır abluka altındaydı. Çok ciddi ilaç, gıda, su ve
elektrik sıkıntısı vardı. Üstelik katliamdan bir ay önce
Amerikan istihbaratı Sırp General Ratko Mladiç ile Yugoslav
genelkurmay başkanı arasında saldırı planlarının yapıldığına
dair istihbaratı da iletmişti. 8 Temmuz’da Sırplar Barış
Gücü binaları dahil şehri bombardımana tutar. Bir gün sonra
da kasabanın güneyindeki mülteci kampları bombalanır.
Hollanda askerlerine ait bir ileri karakolu ele geçiren
Sırplar, 30 Hollanda askerini esir alır. 10 Temmuz’da
Hollandalı Yarbay Ton Karremans hava desteği ister; ama bu
talep Saraybosna’daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız General
Bernard Janvier tarafından reddedilir.
Yarbay Karremans’ın yoğun talepleri üzerine uçaklar
havalandı ve Sırplar geri adım attı. Bu tablo karşısında
hava harekâtını erteleyen BM, ertesi gün yaşanacaklara
davetiye çıkarıyordu aslında. Hollandalı Yarbay, Sırp
Çetniklere, ertesi sabah 6’ya kadar Potaçari’deki ablukayı
kaldırmazlarsa hava akınının tekrar başlayacağını bildirdi.
Fakat, Sırp güçleri çekilmediği gibi hava akını da
düzenlenmedi. Sırplar kendilerini korumakla görevli Hollanda
askerlerine sığınmış Boşnakları öldürmeye başlamıştı ki iki
uçak tekrar havalandı. Sırplar esir aldıkları 30 askeri
öldürmekle tehdit edince hava operasyonları yine durdu. Saat
16.30’a gelindiğinde Sırp komutan Ratko Mladiç, Hollandalı
askerlere bir ültimatom vererek Boşnaklara ait silahlarla
birlikte teslim olmalarını istedi. 12 Temmuz’da kadın ve
çocukları Tuzla’ya götürecek otobüs ve kamyonlar
Srebrenitsa’ya geldi. Sırplar 9-70 yaş arasındaki bütün
erkekleri sorgulamak üzere alıkoydu. 23 bin kadın ve çocuğun
nakli tam 30 saat sürdü.
13 Temmuz’da Sırplar ellerindeki Hollandalı esirleri serbest
bıraktı. BM ve Sırp güçleri arasında yapılan görüşmeler
sonunda, Hollanda askerlerinin şehri terk etmesine izin
verildi. Srebrenitsa ve çevresinde, çoğunluğu erkek 8 bini
aşkın Boşnak etnik temizliğin kurbanı oldu. Sonradan ortaya
çıkan video kasetlerinde Hollandalı tabur komutanı Tom
Karremans ile Hollandalı General Kees Nicolai’nin kenti
teslim ettikten sonra Ratko Mladiç’le bir araya geldikleri,
şakalaştıkları hatta kadeh kaldırdıkları görüldü. Bunlar
olurken Sırp Çetnikler Potaçari’de Müslümanları kurşuna
diziyordu. Sırp milislerin sistematik tecavüzüne uğrayan
kadınların Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne taşıdığı
davalar halen devam ediyor. Katliamın baş mimarı Sırp lider
Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç’in Savaş Suçları
Mahkemesi’ne teslimi içinse bekleyiş sürüyor.
Sadece üç günde 8 bini aşkın insanın katledildiği
Srebrenitsa’da bir isim var ki pozisyonu diğer binlerce
Boşnak’tan farklı. Çünkü o iyi derecede bildiği İngilizce
sayesinde BM askerlerine tercümanlık yapıyordu ve Sırp
askerleriyle BM askerleri arasındaki tartışmaların,
pazarlıkların ve işbirliğinin şahidiydi. Hasan Nuhanoviç
(35), 1993’te BM askerlerine tercümanlık yapmak için NATO
bünyesinde işe başlamıştı ve memleketi olan Srebrenitsa’da
BM askerleriyle birlikte çalışıyordu. NATO için çalıştığı 3
yıl boyunca bütün olaylara birinci elden şahitlik yaptı.
Bugünlerde piyasaya çıkacak olan “BM bayrağı altında”
başlıklı bir kitapta yaşadıklarını detaylarıyla anlatacak.
Hasan Nuhanoviç, Bosna’da katliamın Srebrenitsa ile sınırlı
olmadığını; savaşın başladığı 1992’den itibaren kademeli
olarak katliamların yapıldığını, fakat toplu ölümler
olmadığı için dikkat çekmediğini söylüyor.
BM askerlerine güvenmekle hata ettik
Srebrenitsa’daki Boşnakların kendilerini koruyan BM
askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek,
“Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti
bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın,
siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız.
Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’
diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre
saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı. Üstelik
kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az
sayıdaki silaha da el koydular.” diyor. Sürekli BM
askerlerinin yanında olduğu için hadiselerin içinde yaşayan
Hasan Nuhanoviç, Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen
şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri
olduğunu, BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine
bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.
En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile
getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın
katledilmesine inanmak istemediğini; fakat Srebrenitsa’da
tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını hatırlatıyor:
“Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları
kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı
çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını
da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara
doğru koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla
trajediydi.” Nuhanoviç, Hollanda askerlerinin olanları
izlediğini; hatta bazılarının yardım ettiğini ileri sürüyor:
“Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp
Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM
üniforması giymişti. 13 Temmuz’da içinde kardeşimin de
olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar.
Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün, aynı yerde
hem annemi hem kardeşimi kaybettim. Hollanda askerlerinin
Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri
gizlemeleriydi. Dünya, burada ne olduğunu uzun süre
öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre, Potaçari’de katliamlar
yaşanırken şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.
10 yıldır her gün ağlıyorum
Pek çok olayı yaşamasına rağmen Savaş Suçları Mahkemesi’ne
tanık olarak çağrılmadığını, kendisini dinleyecek makam
bulmakta zorlandığını belirten Hasan Nuhanoviç, “Kitabı
2002’de bitirdim, ama bastıracak yayınevi bulamadım. 1998 ve
2000’de Amerikan Kongresi’nde ifade verip yaşananları
anlattım. Ama, Batı dünyası görmek istemediği için bütün
anlattıklarım havada kaldı.” diyor. Soykırımını
ayrıntılarıyla anlattığı için Sırplardan sürekli “Seni o
zaman öldürmeliydik.” şeklinde tehdit aldığını belirten
Nuhanoviç, Sırpların Boşnakları öldürürken “Türklerden
intikamımızı aldık.” diye konuştuğunu, olaylar sonrasında
cesetlerin yerlerinin birkaç kez değiştirildiğini anlatıyor:
“Srebrenitsa’nın polis şefi Mane Curiç, BM askerlerinin gözü
önünde ölüme gönderilecekleri seçen kişiydi. Savaş bitti ama
o Srebrenitsa’nın güvenlik şefi olarak kaldı. Ne ABD ne de
AB bu konuda bir şey yaptı. Mladiç’in yeri biliniyorken ABD
askerleri gidip almadı.”
“Haberleri izlemek için televizyonu açtığımda on yıldır
ardından gözyaşı döktüğüm küçük oğlumu gördüm. Çok
zayıflamış, bitkin düşmüştü. Sırp Çetnikleri onları bir
arabadan indiriyordu. Önce dördünü kurşuna dizdiler. Sonra
oğlumu gördüm. Yanındakini de öldürdükleri zaman geriye
döndü. Sanki yardım istiyordu. Oturduğum yerden televizyona
doğru koştum ama ikinci adımda bayılmışım. Oğlumu da kurşuna
dizmişlerdi.”
Bu ifadeler Nura Alispahiç’e (61) ait. Çocuklarını kaybeden
binlerce Boşnak anne gibi aradan geçen yıllar acısını
dindirmemiş. Onu diğerlerinden daha fazla etkileyen olay,
iki yıl önce DNA testiyle kemikleri bulunan küçük oğlunun
katledilişini televizyondan izlemek zorunda kalması. Tuzla
kenti yakınlarındaki mülteci kampında kızı Makbule ile
yaşayan Nura Alispahiç, haberleri dinlemek için açtığı
televizyonda, küçük oğlu Azmir’in öldürülüşüne şahit oldu.
Aslında oğlunun şehit edildiğini biliyordu ama görüntülere
kadar kabullenmek istememişti: “Binlerce kişi Hollanda
askerlerinin bulunduğu fabrikaya sığınmıştık. Fakat, onlar
bizi Sırplara teslim etti. Oğlum kuşatmayı yarmak için
ormandan çıkış arıyordu. Ona son kez sarıldığım anı
unutamıyorum.”
Azmir’in cesedi 1999’da toplu mezarda bulunur, 2003’te de
Potaçari’deki şehitliğe defnedilir. Büyük oğlu ise Tuzla
bombardımanında şehit olur. Eşi Aliya ise 1993’te şehit
olmuştur. Nura Alispahiç, kalp rahatsızlığına iki evladını
şehit vermenin verdiği acı eklendiği için ciddi sağlık
sorunları yaşıyor, çocuklarının mezarına gidip dua
okuyamıyor, mahkemeye tanık olarak çıkamıyor. Hiçbir sosyal
güvencesi yok; “Kızım ve torunlarımla birlikte bize 175 Euro
veriyorlar. Üç yılda iki kez evimiz değişti. Seneye de bu
evden çıkartacaklar. Nereye gideceğimizi bilmiyorum. Bütün
dünyanın gözleri önünde katledildik. Yıllardır çile
çekiyoruz.”
Nura Alispahiç’in kızı Makbule o dönemde 26 yaşındaymış.
Yaşanan hadiseler için “Sırplar her şeyi planlamış. BM
askerleri bizi uyuttu. Biz ölüme giderken onlar
şakalaşıyordu. Bizi Tuzla’ya götürecek otobüslerin şoförleri
bile Sırp’tı. Yolda Çetnikler otobüsü durdurduğunda şoför,
seçip istediğinizi alın, diye kapıları açıyordu.” diyor.
Katliama göz yuman Batı dünyasından umudum yok
Katliam mağdurları için çalışan örgütlerin başında
Srebrenitsalı Anneler Derneği geliyor. Dayton Anlaşması’ndan
sonra 1996’da yakınlarını kaybeden Srebrenitsalı annelerin
kurduğu derneğin amacı, Sırpların katlettiği 10 bin 701
Boşnak’ın kimliklerini tespit etmek ve mezarlarını yapmak.
Şimdiye kadar yaklaşık 4 bin kişinin kimliği belirlenmiş.
Derneğin başkan yardımcısı Kada Hotiç, hâlâ açılmayı
bekleyen 30 ayrı toplu mezar olduğunu, son Müslümanın
kimliğinin belirlenip mezarı yapılıncaya kadar
çalışmalarının süreceğini söylüyor. Uluslararası kuruluşlar
ve Bosna’da çalışan çokuluslu güçlerle işbirliği
yaptıklarını belirterek, “Bir bilgi merkezi oluşturduk.
Yaklaşık 12 bin kişi bize yakınlarının bulunması için
dilekçe verdi. Kayıpların kaybolma tarihini, nerede nasıl
kaybolduğunu, hayatta kalan yakınlarının irtibat bilgilerini
toplayıp kayıplar komisyonuna veriyoruz.” diyor.
Konuşurken zaman zaman gözyaşlarına hakim olamayan Hotiç,
kocasını, çocuklarını ve çok sayıda yakın akrabasını 11
Temmuz’da kaybetmiş. Yakın zamanda toplu mezarlarda eşi ve
eşinin yakınlarının kemiklerini bulmuş; ama oğlu ve
kardeşinden hâlâ haber yok. Savaş Suçları Mahkemesi’nden
umutlu olmadığını söylüyor: “Katliama göz yuman Batı dünyası
suçluları bulup yargılayacak mı? Hayır. Yaşananlar bütün
çıplaklığı ile ortada; ama muhatap bulamıyoruz. Hiçbir
Batılı kurum yaşananları katliam olarak kabul etmek
istemiyor. 1042 çocuk hâlâ kayıp. 570 kızımız tecavüz edilip
öldürüldü. Gözlerimizin önünde erkeklerimizi kurşuna
dizdiler. Ortamdan korkup ağlayan küçük bir çocuğu annesinin
kucağından alıp öldürdüler. Bunların şahidi binlerce kişi
var; ama muhatap alan yok.”
Hayatta tek başına kalmak!
Srebrenitsalı Anneler Derneği çalışanlarının tamamının
benzer hikayeleri var. Her anne ortalama 10 dan fazla
yakınını kaybetmiş , ardından hiçbir iz bulamamış. Munira
Sipahiç’in ailesinden 24 kişi, Necibe Salihoviç’in
ailesinden 30 kişi kaybolmuş. Salihoviç ailesinden hiç
kimseye ulaşılamamış.
Bugün Sırpların yoğunlukta olduğu bir kent olan
Srebrenitsa’ya dönebilen birkaç yüz Boşnak’tan biri Hatice
Muhammedoviç. Aynı zamanda Srebrenitsalı Anneler Derneği
temsilcisi olan Hatice Hanım, kocası ve çocukları başta
olmak üzere kendisinin ve eşinin ailesinden yüzden fazla
şehit vermiş. Şimdi hayatta tek başına. Yaşadıklarını
anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor. Eşinin ve
oğullarının kuşatmadan çıkmak için ormana dağıldığını ve
bunun onları son görüşü olduğunu anlatırken, “On yıldır her
gün aynı acıyı yaşıyorum. Onları büyütüp düğünlerini yapmayı
hayal ederken şimdi bir mezarları olması için çalışıyorum.”
diyor. Hatice Muhammedoviç geçtiğimiz günlerde aldığı bir
haberle buruk bir sevinç yaşadı. Çünkü iki oğlunun kemikleri
bulunmuştu. DNA testleri sonucu çocuklarına ait olduğu
tespit edilebilen kemikler bu yılki törenlerde defnedilecek.
Artık başlarında Fatiha okuyabileceği mezarlara sahip olduğu
için şükrediyor.
Kezzap dökülen cesetler var
Binlerce kayıp yakınının gözü aslında yıllardır Amur
Marşoviç’in üzerinde. Zira, Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu
Başkanı olan Marşoviç, bütün mesaisini kayıp kişileri
bulmaya harcıyor. Onun verdiği bilgilere göre, savaş
sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu. Bunların yüzde 92’si
Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si Bosna
Hırvatlarından. Kayıplar arasında bir de Şaban Hüseyinov
adlı bir Makedon Türkü var. Bu kayıpların yüzde 13’ü bayan.
Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil. Amur Marşoviç’e göre, bu
veriler yapılanın planlı bir imha çalışması olduğunu ortaya
koyuyor: “366 toplu mezar tespit ettik. Hepsi de Sırp
bölgesinde. Crni mezarlığından 629 kişi çıkardık.
Çançari’den 506 kişi... Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin
cesedine ulaştık. Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait
ceset 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıktı. Üstelik
birkaç kez yer değiştiren cesetlere de rastladık. İş
makineleriyle parçalanmış kemikler bulduk. Böyle bir
caniliği Naziler bile yapmamıştı.”
Yaptıkları çalışmalar sayesinde cesedi bulunan 20 bin
kişiden 13 bininin kimliğini tespit ettiklerini, halen 6 bin
500 kişinin de cesetlerinin kimlik tespiti için
laboratuvarlarda beklediğini; fakat asıl zorluğu DNA örneği
alacak hiçbir yakını kalmayan kişilerin kimlik tespitinde
yaşadıklarını söylüyor. Amur Marşoviç’e göre, yaklaşık 4 bin
kişinin kimliği asla bilinemeyecek: “İki tür kemikten kimlik
belirleyemeyeceğiz. Birincisi Zvornik yakınlarında
bulduğumuz bir toplu mezardaki kemikler. Bunlar gömüldükten
sonra üzerine kezzap dökülüp eritilmişler. İkincisi ise DNA
örneği alacak bir tek ferdi bile kalmayan aileler. Yaşayan
hiçbir ferdi kalmayan ailelere ait kemiklerden kimlik
tespiti yapamayacağız.”
Bosna’da bulunan büyükelçilere toplu mezarları tek tek
gezdirdiğini, çalışmalarını rapor halinde hepsine sunduğunu,
yapılanın planlı bir soykırımı olduğunu her platformda
anlattığını; fakat Batı dünyasının katliama göz yumduğu gibi
gerçeği kabul etmeye de yanaşmadığını söyleyen Marşoviç,
“Her gün binlerce insan ‘Acaba oğlum, eşim, babam bulunacak
mı?’ diye güne başlıyor. Yaşananlar delilleriyle ortada. Ama
kimse katliam ve Srebrenitsa kelimelerini yan yana getirmeye
yanaşmıyor. Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte
yaşayacak isek bunun yolu katliamın kabulünden geçer.”
diyor. Marşoviç’e göre, Srebrenitsa konusunda bir başka
çelişki ise şöyle: “Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye
sıkıştırıyorlar. Oysa olayı tarihçiler değil parlamentolar
tartışıyor. Tamamen siyasi kararlar alınıyor. Oysa
Srebrenitsa katliamı on yıl önceydi ve bütün şahitleri daha
burada. Srebrenitsa’yı tarihe gömmek ve örtbas etmek
istiyorlar.”
Raflarda 6 bin 500 ceset bekliyor
Sırpların vahşice öldürdüğü binlerce Boşnak’ın kimlik tespit
çalışmaları ancak ileri DNA teknikleriyle mümkün olabiliyor.
Çünkü cesetler bulunmasın diye birkaç farklı mezara parça
parça gömüldü. Bosna genelinde kaybolan 25 bin 753 kişi için
çalışmalarını sürdüren Uluslararası Kayıplar Komisyonu (International
Commissions of Missing Persons) bugüne kadar 7 bin 767
kişinin kimliğini tespit edebildi. 2000 yılından bu yana
yapılan çalışmalarda 71 bin kişiden DNA örnekleri
aldıklarını, bu verileri mezarlardan çıkan kemiklerin
DNA’ları ile karşılaştırdıklarını anlatan ICMP Direktörü
Adin H. Jasarogiç, “Komisyon 1996’da kuruldu. Şimdiye kadar
Srebrenitsa başta olmak üzere tüm eski Yugoslavya’dan kan
örnekleri topladık. Onları, kemiklerden aldığımız örneklerle
karşılaştırıyoruz.” diyor.
Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz
Srebrenitsa ve Tuzla’da birer merkezi bulunan organizasyonun
bünyesinde çok geniş bir adli tıp uzmanı kadrosu var. Ülke
genelinde bulunan bir tek kemik parçası bile burada detaylı
bir değerlendirmeye tabu tutuluyor, binlerce örnekle
karşılaştırılıyor. Milyonlarca kemik parçası tek tek
barkodlanıyor ve her bir cesede ait bütün kemikler
tamamlanıncaya kadar depolarda tutuluyor. Çok titiz bir
çalışma yürüttüklerini anlatan Jasarogiç, “Ülke geneline
yayılmış sahra ekiplerimiz verileri toplayıp merkeze
yolluyor. Fakat DNA örneği alacak bir tek aile bireyi bile
bulamadığımız binlerce vaka var. Boşnakların dağıldığı
Avrupa ülkelerinde de DNA örnekleri topladık. Ama, hiçbir
DNA örneğine ulaşamadığımız çok sayıda vaka var. Ailelerin
çok dağılması da bir başka önemli faktör. Dosyalarını
kapatamadığımız için de araziden yeni kemikler
getiremiyoruz, yeni mezarlar açılamıyor.” diyor.
Proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç ise depolarında halen 6
bin cesede ait kemik örneklerinin olduğunu hatırlatarak,
“İşimiz hiç kolay değil. Çünkü cesetler paramparça olmuş.
Bazen tek cesede ait kemikleri birden fazla bölgeden
topluyoruz. Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz. Bu
da katliamın delili.” diyor.
Dönülemeyen evler
Savaşın üzerinden neredeyse on yıl geçti. Yerlerinden
ayrılan yüz binlerce mülteci Bosna için hâlâ ciddi bir
sorun. Dönüşün neredeyse yok denecek kadar az olduğu bölge
ise Srebrenitsa. Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgede
dönüşler ciddi oranlarda sağlansa da Srebrenitsa gibi
sıkıntılı şehirlerde dönüşler çok az. Şehir merkezine bugüne
kadar 600 kadar Boşnak dönebilmiş, köylere ise 1300
civarında kişi... Bosna genelinde mültecilerin geri
dönüşleriyle ilgili en yetkili kurum BM Mülteciler Yüksek
Komiserliği. Komiser Semih Bülbül’ün verdiği bilgiye göre,
1992’den itibaren yaklaşık 2 milyon insan yerinden oldu. Bu
insanların geri dönüşleri ancak 1996’da başladı. Bugün, 450
bini yurtdışından olmak üzere 1 milyon kişinin evlerine
döndüğünü belirten Bülbül, geri dönüşlerin önünde ciddi
engeller olduğunu söylüyor: “En büyük engel döndüklerinde
oturacak bir evlerinin olmaması. BM Mülteciler Yüksek
Komiserliği dönmek isteyenler için mali destek sağlıyor. Çok
yaşlı ve kendi kendine bakamayacak durumda olanların
olanların evleri restore ediliyor ve bunlara iş kurmaları
için bir miktar yardımda bulunuluyor. Şu anda 6 tane
Srebrenitsa’da, 12 tane de Bratunats’ta ev inşa ediyoruz.”
Uluslararası camianın Bosna’da sorunların çözümü için geri
dönüşlerin bir an önce bitirilmesi gerektiğine inandığını;
bu sebeble Avrupa Kalkınma Bankası’nın mültecilerin konut
sorununun çözümü için 8 milyon Euro ayırdığını anlatan Semih
Bülbül, 2006 sonuna kadar eski evlerine dönmek isteyenlerin
yerleştirilmesinin planlandığını söylüyor.
Srebrenitsa’yı yeniden inşa edeceğiz
Bosna Hersek’in Sırp bölgesinde yer alan Srebrenitsa aslında
oldukça küçük bir kasaba. Savaş başlamadan önce 36 bin kişi
yaşıyordu ve nüfusun 20 bini Boşnaklardan, 8 bini
Sırplardan, geri kalanlarsa Hırvatlar ve diğer etnik
gruplardan oluşuyordu. Savaşın başlamasıyla civar köylerdeki
Boşnaklar da Sreprenitsa’ya sığındı ve nüfus 50 bini aştı.
11-16 temmuz 1995 tarihinde meydana gelen olaylarda 8 bin
Srebrenitsalı hayatını kaybetti. Korunmuş bölge olarak kabul
edilen civar bölgelerde ise yaklaşık 5 bin kişi hayatını
kaybetti.
10 bini aşkın insanı birkaç günde kaybeden Srebrenitsa
bugünlerde yaralarını sarmaya çalışıyor. Şehrin Boşnak
Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, katliamın üzerinden on
yıl geçmesine rağmen Boşnakların dönemediğini, bugün şehrin
nüfus dengesinin Sırpların lehine değiştiğini söylüyor:
“2000’den bu yana sadece 3 bin Boşnak şehre dönebildi. Şu
anda şehirde 10 bin kişi yaşıyor ve 6 bini Sırp. Müslümanlar
dönemiyor çünkü ne evleri, ne işleri, ne de aileleri kaldı.
Belediyenin bütün evleri yapmaya yetecek kadar imkanı yok.
Bu yüzden dış destek şart.” Güvenlik sağlansa da katliam
yüzünden Boşnakların artık Sırplara sırtını dönemeyeceğini
belirterek, “Burada tarihte eşi benzeri olmayan bir katliam
yaşandı. Eskisi gibi olması mümkün değil. Ben 5 ay esir
kampında kaldım, bunun bir ayı hücre cezasında geçti.
Çekmediğim işkence yok. Ama biz buradan giden bütün
Boşnakları geriye getirmek istiyoruz.” diyor. Sırp
tehdidinin sürdüğünü, şimdiye kadar ciddi olay olmasa da
bunun Sırpların uslandığı anlamına gelmediğini dile
getiriyor.
1992-1995 arasında inanılmaz bir vandalizme sahne olan,
çoluk çocuk binlerce insanın öldürüldüğü Bosna’da yaralar
henüz sarılmış değil. Aradan geçen 10 yılda başarı sağlanmış
çok fazla konu yok. Adeta sorunların üzeri örtülmüş. Her gün
“Acaba bugün bir haber alır mıyım?” diyen binlerce Boşnak
anne ise gözyaşlarını içine akıtmaya devam ediyor. Binlerce
insanın öldürülmesi emrini veren Mladiç ve Karadziç ise hâlâ
serbest.
SEVLiYA FEYZiÇ: ALLAH’TAN TEK DiLEĞiM BiR ARADA ÖLEBiLMEKTi
Katliamda eşini kaybeden, dört çocuğu ile günlerce süren bir
yolculuktan sonra Tuzla’ya Selviya Feyziç’in Srebrenitsa
Günlüğü:
“3 Mart 1992’de Sırplar ültimatom yayınlamıştı silahlarınızı
bırakın diye. Ailecek Bayramoviç köyüne gittik. Ertesi gün
Arkan’ın Çetnikleri geldi. Bütün köy halkı ormana çekildik.
3 Mayıs’a kadar orada yaşadık. Boşnak direnişçilerin
mücadelesi başarılı oldu ve Bratunats köyüne geri döndük.
Halk da Srebrenitsa’ya döndü. Fakat şehir sürekli
bombalanıyordu. 1992 yazında büyük bir açlık başlamıştı.
Otları kaynatıp yiyorduk. Açlıktan çok sayıda bebek hayatını
kaybetmişti. Su ve elektrikler kesikti. Ocak 1993’te nadiren
yardımlar gelmeye başladı. O da haftalık yarım kilo un bir
paket süttü. Bu esnada civar kasabalar Sırpların eline
geçti. Halk Srebrenitsa’ya akın etti. Aylardan temmuzdu. Top
sahasının yanına bomba düştü ve 50 kişi öldü. 1994 başında
tekrar yardımlar başladı. Fakat Sırplar yardım konvoylarına
el koyuyordu. Olanlara BM askerleri seyirci kalmıştı.
Sırplar kenar mahallelere kadar gelmişti. Hatta Akif isimli
bir Müslüman genci öldürüp kafasıyla top oynadılar. 25
kişiyi öldürüp cesetlerine işkence ettiler aynı yerde. Her
geçen gün şartlar zorlaştı. Köylerle irtibatımız kesilmişti.
Daha sonra Bratunats köyündeki tüm erkeklerin öldürüldüğünü
duyduk. Babam ve eşim tarafından 60’a yakın akrabam bu
saldırılarda öldürüldü. 1995’in altıncı ayına geldiğimizde
Sırplar artık iyice azmıştı. Solutuşa köyüne girdiler.
Çember giderek daralıyordu. 6 Temmuz sabahı büyük
gürültülerle uyandık. Tanklar sokaklardaydı. Srebrenitsa’da
panik başlamıştı. Civar köylerden dumanlar yükseliyor,
sokaklarda insanlar öldürülüyordu. 10 Temmuz’a geldiğimizde
kocam ‘Artık ayrılıyoruz.’ diyerek benimle ve çocuklarla
vedalaştı. Sabah erken Tuzla yoluna çıkıyorsunuz demişti.
Sabah erkenden bütün halk BM askerlerinin bulunduğu
fabrikaya doğru gittik. Yanımda kızım Elvisa, oğullarım
Elvis, Roma ve 14 aylık kızım Adisa vardı. Fabrikada ve
civarında 15 bin kişi olmuştuk. BM askerleri vardı ama
hiçbir şey yapmadılar. Genç kızlara tecavüz etmeye
başladılar, bazı erkekleri fabrika önünde kurşuna
diziyorlardı. Allah’tan tek dileğim bir arada ölmekti. Sırp
komutan Mladiç geldi ve hiçbir şey olmayacak dedi. Fakat
inanmıyorduk çünkü erkekler öldürülüyor, kızlara tecavüz
ediliyordu. 12 Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi.
Erkekleri alıkoydular. Sırp ve BM askerleri koridor
oluşturmuştu otobüs yolunda. Sırp askerleri arasında Zlatan
ve Cvetin isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek
tekmeler savuruyordu. Bir otobüsün koridorunda zorlukla yer
buldum. Çocuklarım ağlıyordu. Sımsıkı ellerini tuttum.
Sırpların taşladığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı. Yol
boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri indirip
kurşuna diziyordu. Bizim arabayı kullanan komşumuz Milan
Miçiç adlı şoför kapıyı açıp, ‘Benim için de öldürün.” diye
bağırdı. Sırplar genç kızları da arabalardan indiriyordu.
Teyzemin kızı da aynı arabadaydı ve onu da indirip tecavüz
ettiler.”
ELViSA LOKMAN: BABAMA SARILAMADAN AYRILDIĞIM iÇiN KENDiMi
AFFETMEYECEĞiM
Savaş başladığı zaman çocukluğum kesildi. En çok ihtiyacım
olduğunda babam yanımda yoktu. Bodrumlar, tank sesleri,
patlamalar vardı çocukluğumda. Ben cılız olduğum için su
bulmaya gidiyordum. Hiç unutmayacağım ise Sırpların Akif
abiyi öldürüp kafasıyla top oynamalarıydı. Srebrenitsa
koruma altına alınınca çocukluğuma devam edeceğimi
sanıyordum. Babamın ölümüyle yıkılmıştım. Babamı son
gördüğümde sarılıp onu öpmediğim için kendimi asla
affetmeyeceğim. Onu son kez gördüğüme inanmak istememiştim.
Ama onu bir daha hiç göremedim. Kamplar, sefalet, oradan
oraya sürüklendik. Bugün hâlâ karanlıktan korkuyorum, evde
en küçük bir gürültüde çığlıkla uyanıyorum.
|
|
|
|
|